Kanseri En Çok Neler Tetikliyor?

BU yıl Nobel Tıp Ödülü, bağışıklık sisteminin yavaşlatılmasına yönelik stratejilerin kanser tedavisinde nasıl kullanılacağım gösteren bilim insanları, AJBD’li James Ellison (70) ve Japon Tasuku Honjo’ya (76) verildi. Biz de bu vesile ile geniş kapsamlı bir kanser araştırması yaptık. Kanser, modern çağın vebası. Bu hastalığı önlemek için şimdiye kadar sayısız araştırma yapıldı. Yine de kesin bir çare bulmuş değiliz. Bu hafta, dosyanın birinci bölümünde nelerin kanser yaptığına bakacağız. Dosyanın önümüzdeki hafta yayınlanacak ikinci bölümünde ise “Bunlar kanseri önlüyor?” başlığı altında korunma önlemlerini işleyeceğiz..

105 yıl önce kurulan ve merkezi Atlanta’da olan Amerikan Kanser Derneği’nin (American Cancer Society) tavsiyelerini aktarıyoruz. ABD’de 900 şubesi bulunan ve halkın en güvendiği,’kâr amacı gütmeyen 10 kuruluştan biri olan dernek, bakalım sağlıklı kalmamız için nelerden sakınmamız gerektiği konusunda hangi bilgileri vermiş. Çoğunu biliyor olabilirsiniz. Biz, bir araya getirip, elinizin altında bulunduracağınız rehber niteliğinde bir yazı hazırladık.,.

KİRLİ MEYVE VE SEBZELER

Marketlerde rengarenk, pırıl pırıl sebze ve meyveler görürsünüz. Bundan daha cezbedici bir manzara olamaz. Ama bu ürünler acaba gerçekte temiz midir? Kirli ürün, haşere ilacı bulaşmış ürün anlamına gelir. Bu ilaçlar zehirlidir ve yetişkinlerden çok,çocukları etkiler. Kendimizi ve ailemizi korumak için “Kirli Düzine” (Dirty Dozen) olarak bilinen 12 meyve ve sebzeyi bilmemiz gerekir. Bunlar; çilek, elma, nektarin, şeftali, kereviz, üzüm, kiraz, ıspanak, domates, sarı yeşil ya da kırmızı dolmalık biber, çeri domates ve salatalıktır. Çare, organik ürünler almaktır.,.

HORMONLU / ANTIBIYOTIKLI KIRMIZI ETLER

Besi hayvanlarını büyütmekte, çok değişik hormonlar kullanılır. Hayvanın en kısa zamanda etlenmesi sırasında hasta da olmaması gerekir. Bunun için hayvana antibiyotik verilir. Bu hayvanlar, kesilip kasaplara gönderildiğinde biz tüketiciler tarafından satın alınıp mutfağımıza girer. Afiyetle yeriz. Hormonlu ve antibiyotikli etlerin tüketim için güvenli olmadığına dair çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Avrupa Birliği 1989’da, üye ülkelerde, ABD kaynaklı hormonlu etlerin satışını yasaklamıştır. Bu tür etler, özellikle kadınları etkilemektedir. Güvenli seçenek, çayırlarda serbestçe dolaşan sığırların etini satın almaktır. Böy-lece hayvanların yağlarında biriken toksinlerden de kurtulmuş olursunuz..

GDO’LU ÜRÜNLER

Bunlar genetiği değiştirilmiş organizmalardır. Ürüne, bir başka türden alınmış DNA’lar yerleştirilerek oluşturulur. Bunu, ürünü mükemmel hale getirmek için yaparlar. Bu ürünlerin raf ömrü uzar, haşerelere, virüslere karşı dirençleri artar. Kısacası, kolay kolay bozulmazlar. Dünya nüfusu artmakta, buna karşılık tarım yapılan arazilerin alanı sınırlı kalmaktadır.

GDO’lu ürünler, gelecekte açlığa çare olarak gösterilse de karaciğer, böbrek ve hormonlara verdiği zarar, kansere neden olup olmadığı, halen tartışma konusudur. En iyi strateji, organik besin maddeleri almaktır. Ürün üzerine “GDO’lu” yazısı yazılması, yasalarla zorunlu hale getirilmemiştir. Ama etiketine “GDO’suz ürün” yazılmasında da bir sakınca yoktur. Eğer güvenebilirseniz..

RAFİNE BEYAZ ŞEKER

Aşırı şeker tüketimi, bağışıklık sistemini baskı altına alır. Vücudun mineral dengesini altüst eder, hiperaktiviteye, anksiyeteye, yorgunluğa, depresyona ve artrite (eklem iltihabına) yol açar, kilo aldırır. Bağışıklık sisteminin zayıflaması demek, kanser riskinin artması demektir. Çünkü şeker, vücutta, özellikle de bağırsaklarda zehirli organizmaların, dolayısıyla da kanser hücrelerinin oluşmasına sebep olmaktadır. Yediklerinizi tatlı hale getirmek mi istiyorsunuz? Doğal şeker ya da saf akça ağaç şurubu kullanın. Ya da meyvelerin şekerinden yardım alın.

RAFİNE BEYAZ UN

Günümüzde hemen hemen herkes, rafine edilmiş beyaz unun sağlığımız için faydalı olmadığını bilmektedir. Kilo aldırdığı, çok tüketildiğinde obeziteye neden olduğu gerçektir. Hem tahılı hem ortaya çıkan unu rafine etmek, besleyici unsurları yok eder, içerdiği lif oranını azaltır. Bunun sonucu sindirim sorunları başlar, peklik kaçınılmaz olur. Unu beyazlatmak için yapılan kimyasal işlemlerde “alloksan” adlı bir kimyasal oluşur. Bu, zehirli bir maddedir ve diyabete sebep olur.. Bilim adamları bu kimyasalı, sağlıklı laboratuvar hayvanlarını şeker hastası yapmakta sonra da onları tedavi etme yöntemlerini bulmakta kullanır. Beyaz un, yüksek glisemik indekse sahiptir ve kandaki şeker seviyesini hızla yükseltir (Glisemik indeks, karbonhidratların kandaki glukoz seviyelerine olan etkisini ölçer). Bu nedenle rafine edilmiş un ve şeker gibi karbonhidratlardan uzak durmak gerekir. Çünkü vücuda verilen bu zarar, kanser oluşumuna kadar gider. Neyse ki bir alternatifimiz var. Tam buğday unundan yapılan ekmek, çerez, kurabiye, makarna, kraker gibi. Yine de bu ürünlerin tüketimini abartmamalıdır..

ALKOL

Yakın zamana kadar az miktarda alkollü içki almanın zararsız olduğu hatta, sağlığa iyi geldiği bile söylenmiştir. Bu, tamamen yanlış bir düşüncedir. Alkol, her tür kanserin ana tetikleyicisidir. Hele sigara ile birlikte içildiğinde risk daha da artmaktadır.

Alkol, yediğimiz, içtiğimiz sağlıklı ürünlerin vücuda olumlu etkisini de bozar. Alkol (etanol), “asetaldehid” adı verilen zehirli kimyasallar üretir. Ne kadar az alkol alırsanız, kansere yakalanma riskini o kadar düşürürsünüz. Hiç kullanmazsanız, en azından alkolden gelecek tehlikeyi sıfırlamış olursunuz..

KONSERVE DOMATES

Organik domates elbette ki sağlıklıdır ama teneke konserve kutusu içine girdiğinde aynı şey söylenemez. Teneke konservede kısaca BPA olarak bilinen Bisphenol A bulunur. Bu da kanserojen bir maddedir. Domates zaten asitli bir besin maddesidir.

Bir de BPA ile tepkimeye girdiğinde ortaya sağlıklı bir bileşim çıkmaz. Domatesler tarladan fabrikaya geldiğinde işleme aşamasına geçmeden yıkanır. Ama zarına bulaşan haşere ilaçlan, bir başka tehlikedir. Zarının soyulması yetmez. Çünkü ilaç içeri nüfuz etmiştir. Bu nedenle domatesler de “Kirli Düzine” içine katılmıştır. En iyisi, organik yetiştirilen taze domatesi tüketmektir. Onu da bulabilirseniz.

HIDROJENİZE YAĞLAR

Adından da anlaşılacağı üzere içine hidrojen katılmış yağlardır. Böylcce doymamış yağ, doymuş yağa dönüştürülür. Önce yağlara bakalım. Yağlar, doymuş ya da doymamış olarak iki gruptur. Doymuş yağlar tereyağı gibi hayvan kaynaklı ya da kırmızı etin çevresindeki yağlardır. Uzak durmamız gerekir. Doymamış yağlar ise oda ısısında sıvı halde olur. Zeytinyağı, fındık yağı gibi. Bunlara “tekli doymamış yağ” denir. Son derece sağlıklıdır. Mısırözü yağı ve ayçiçek yağı ise “çoklu doymamış yağlar”dır. Tekli doymamış yağlar kadar sağlıklı olmazlar. Konumuz olan hidrojenize yağlar, trans yağlar olarak da bilinir. Yağın içine neden hidrojen katarlar? Raf ömrünü uzatmak için. Sektör bundan büyük kazanç sağlar. Ama sağlığımız, kazançlı değil, uzun vadede zararlı çıkar. Bütün dünyada trans yağların sağlığa zararlı olduğu, kabul edilmiş bir gerçektir. Kanda kolesterol seviyesini artırırlar, damarların sertleşmesine neden olurlar. Yağlara yapılan bu işlem, kardiyovasküler (kalp-damar) hastalıklara ve kansere neden olan serbest radikalleri ortaya çıkarır. Kraker, kurabiye benzeri un mamulleri, trans yağlardan yapılır..

Sosyal Medyada Paylas: